|
Cildimiz veya diğer adıyla derimiz, bünyesinde
içerdiği saç, kirpik, kaş gibi ekleri ile birlikte bize güzelliğimizi
veren en önemli organımızdır.
Kendine özgü birçok fonksiyonları olan deri hem dış ortam ile organizma
arasındaki ilişkiyi hem de bir takım ruhsal tepkilerimizi yansıtır.
Sinir sistemi ile ilişkisi o derece yoğundur ki bir çok deri
hastalığının kökeninde ruhsal etkenler rol oynar.
Derinin kalınlığı vücut bölgelerine gore 1,5-4 mm. arasında değişir.
Yüzölçümü erkeklerde 1,80 m², kadınlarda 1,60 m²’dir.
Esas olarak epidermis ve dermis olmak üzere iki tabakadan oluşur.
Bunların altında subkutan doku (subkutis) bulunur.
Üst tabaka olan epidermis dış çevre ile doğrudan ilişkilidir. Derinin
koruyucu fonksiyonunda önemli rol oynar. Protein yapıda bir madde olan
keratin bu tabakanın en üst katmanında yer alan karetinosit hücrelerince
sentezlenir ve deriye dayanıklılık verir.
Deriye renk veren maddeyi (melanin) sentezleyen melanosit hücrelerinde
yine epidermiste en altta yer alan bazal tabakadan bulunur. Bazal
tabakanın esas hücreleri bölünerek çoğalır ve epidermisin üst katlarına
doğru ilerleyerek değişime uğrar. Son aşama keratinosit hücresidir ve
daha sonrada vücuttan atılırlar. Bazal tabakadan atılmaya kadar bu süreç
ortalama 28 gündür.
Epidermisin altında dermis bulunur. Bu katın temel maddesi yine protein
olan kollagendir. Kollagen demetler halindedir ve diğer bir bağ dokusu
elemanı olan elastik liflerle yakın ilişkisi içinde deriye dayanıklılık
kazandırır. Gerilme ve çarpmalara karşı derini elastikiyetini,
gerginliğini sağlar.
Dermis, yağ bezleri, ter bezleri, kıl kökleri, sinir uçları, deriyi
besleyen damarsal yapıları içerir. Deri altı yağ dokusu, yağ hücreleri
ve bu hücrelerin oluşturduğu yağ lobüllerinden ibarettir.
Derinin görevleri dendiği zaman dar bir çerçeve içinde ilk akla gelen
koruyucu bir örtü olmasıdır. Bu koruma iç ve dış etkenlere karşıdır. Iç
etkenlerden koruma; vücut ısısının düzenlenmesi ve detoksifikasyon
olarak özetlenebilir. Detoksifikasyon organizmada metabolizma sonucu
ortaya çıkan toksik maddelerinin uzaklaştırılması olayıdır.
Deri özellikle ekrin ve apokrik ter bezlerinin çalışması ile bu
arındırma işlevine katkıda bulunur. Ter aracılığı ile vücudumuzdaki
fazla üre ve diğer azotlu maddeler (kreatinin, ürik asid, amonyak) de
uzaklaştırılır.
Vücut ısısının düzenlenmesi, kıl-yağ bezi birimi, deri damarlarının özel
yapısı, ter salgısı ve deri altı yağ tabakalarınca salgılanır.
Derini dış ortama karşı koruyuculuğu ise: biyolojik (bakteri, mantar
gibi mikroorganizmalar), fiziksel ( travmalar, güneş ışınları, yüksek
ısı, v.b.) ve kimyasal etkenlere karşıdır.
Deride özellikle ekrin ter salgısının katkısıyla sağlanan asidik
özellikteki pH’si, keratinize korneum tabakası ve dermis biyolojik dış
etkenlere karşı korumada rol oynarlar. Ayrıca ter kanalları boyunca deri
yüzeyine Immunglabulin A denilen immune sistemin koruyucu faktörleri de
salgılanarak bu fonksiyona katkıda bulunurlar.
Derinin absorbe edici özelliği, geçirgenliğinin çok az olması nedeni ile
çok sınırlıdır. Sadece yağlar, yağda eriyen maddeler, gazlar, alkol,
seks hormonları, civa, iyot deriden emilebilir.
Absorbsiyona karşı derinin bu doğal direnci kozmetikte ve tıpta bir
sorun olarak karşımıza çıkar.
Kozmetik sanayi bu soruna çözüm getirebilmek amacıyla son yıllarda
LIPOZOM denilen kimyasal yapıları geliştirmiştir. Bu yapıların özelliği
çok ufak çapta (200 Mikronun altında) olmalarıdır. Bu çaptaki yapılarla
keratinosit hücreleri arasındaki mesafeden kolay geçiş amaçlanmıştır.
Böylece lipozom yapısındaki aktif maddeler (kollagen, vitamin A, vitamin
E …gibi) bu aralık boyunca ilerleyerek derini daha derin tabakalarına
iletilmesi sağlanır.
Bu aktif maddeler lipozom yapılarının açılması ile epidermisin keratinöz
tabakasının altlarında serbestleşerek depolanır ve etkilerini
gösterirler. Ancak daha derin tabakalarına ilerleyemezler. Son zamanda
lipozom dermatoloji de kullanılan (özellikle mantar-enfeksiyonlarının
tedavisinde) topikol preparatlarının yapısına da girmeye başlamıştır.
Dikkat edilmesi gereken nokta, üretim tarihinden itibaren lipozomların
dayanıklılık sürelerinin ne kadar olduğudur. Bu konuda henüz kozmetik
firmalarınca yeterli duyarlılık gösterilmemekte ve ürünlerin
ambalajlarında bu sure belirlenmemektedir.
Derinin fonksiyonlarına tekrar dönecek olursak, bu fonksiyonlardan
biriside bazı maddelerin depolanmasıdır. Bunların başında
karbonhidratlar gelir. Ayrıca D vitamininin sentezi deride başlar. Bunun
dışında deride birçok hormona ait reseptörler yer alır. Bu çeşitli
hormonların etkilerinin deriye yansıması demektir. Bu hormon
fonksiyonlarını değişiklikleri deride çeşitli belrtiler verir. (Adrojenik
hormonlardaki artışın vücutta aşırı kıllanmaya yol açması gibi) deride
reseptörü bulunan başlıca hormonları, insulin hormonları ve
adrenalindir.
Derinin çok önemli bir diğer görevi duyu organı olmasıdır. Dokunma,
basınç, ağrı, ısı, derin duyu gibi duyuların algılamasında ve seksüel
duyumların hissedilmesinde rolü büyüktür.
Bu çok özel fonksiyonlara sahip organımızı iyi tanımak, korumak ve
gerekli bakımı sağlamak hepimize düşen bir görevdir.
Dr. Ülkü Çağlayan
Dermatolog Estetisyen
|