| |
Günümüzde
tedavi imkanı bulamadığımız veya sınırlı olarak yardım
edebileceğimiz körlük nedenleri mevcuttur. Buna karşılık,
önceden çaresiz modern alet ve yöntemlerle tedavi
edilebilmektedir.
Bu konuda en önemli noktalardan birisi, birçok göz
hastalığının zamanında teşhis ve tedavi edilmesi ile
körlüğün önlenebileceği gerçeğidir. Hastaların bu konuda
duyarlı olması, en küçük bir şikayeti dikkate alması, en
kıymetli organlarımızdan biri olan gözlerimiz için çok
önemlidir. Özellikle periyodik göz kontrollerinin yapılması,
birçok göz hastalığını henüz belirtileri başlamadan
önlenmesini ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
KÖRLÜĞÜN SEBEBLERİ
DOĞUŞTAN VEYA ÇOCUKLUK ÇAĞI KÖRLÜKLERİ
Doğuştan körlüklerin en önemli sebeplerinden birisi temel
göz dokularının oluşmaması veya eksik oluşudur. Bunun yanı
sıra görme sinirinin veya retina adını verdiğimiz görme
tabakasının gelişme bozukluklar ve hastalıkları söz konusu
olabilir. Bu gibi bozukluklar az görme veya his görmemeye
neden olabilirler. Bu tip körlüklerin bir çocuğun tedavisi
mümkün değildir.
Bu gibi bozukluklara yol açan nedenler, kalıtım, akraba
evlilikleri, annenin hamileliğinde geçirmiş olduğu bir takım
hastalıklar olabilir. Bazı bilinmeyen nedenlerden oluşmuş
olabilirler.
Çocukluğun erken dönemindeki görme kayıplarının bir nedeni
de göz tansiyonu yani karasudur. Bu rahatsızlık gene
öncelikle akraba evliliği olan kişilerin çocuklarında
görülür. Başlangıçta basit sulanma şikayeti ve ışıktan
rahatsızlık duyma ile başlayan hastalıkta daha sonra göz
büyümesi meydana gelir. Görme tabakalarında su birikmesi
nedeni ile göz buzlu cam görüntüsünü alır. İlaçla tedavisi
sınırlı olan bu hastalığa cerrahi müdahale gereklidir. Aksi
takdirde görme sinirinin ölmesi ve ileride gözün delinmesi
söz konusu olacaktır. Cerrahi tedavi ise umut vericidir.
Kalıtsal görme azlığına neden olan hastalıklardan bir
başkası ise tavuk karası adı ile bilinen retinitis
pigmentosadır. Tedavisi olmayan bu hastalıkta akraba
evlilikleri rol oynar. Görme tabakasının yavaş yavaş harap
olması ile seyreder. Loş ışıkta ve karanlıkta az görme
şikayeti ile başlar görme alanının giderek daralmasına yol
açar. Bu hastalığın dereceleri ve çeşitli tanımları
mevcuttur. Bazıları erken görme kaybına neden olurken
bazıları ise yetişkin yaşlarda hafif görme kaybına neden
olabilir.
Her yaşı ilgilendiren göz kazaları, hafif görme
bozukluğundan gözün tüm kaybına kadar yol açabilmektedir. Bu
durumlarda acil müdahale, gözün tamiri, iltihabı olayların
önlenmesi ve kalıcı zararların oluşmasını engellemek
açısından son derece önemlidir. Bu gibi kazaların göze
bıraktığı sekellerin birçoğu günümüzde kornea nakli ve diğer
modern cerrahi yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir.
Çocukluk çağında görme kaybına yol açan hatta hayati önemi
olan bir hastalıkta göz içi tümörüdür. Bu hastalıkta da
kalıtım faktörü önemlidir. Gözbebeğinde gri bir parlaklık
ile fark edilir. Tümörün ilerlemesi gözün kaybına neden
olabileceği gibi yanılma riski de mevcuttur. Erken teşhis
hayati öneme sahiptir.
YETİŞKİNDE KÖRLÜĞE YOL AÇAN SEBEPLER
DİABET
Şeker hastalığı, gözde çeşitli bozukluklara yol açabilir.
Göz enfeksiyonlarının sıklığı, göz adale felçleri, katarak
gelişmesi diabete bağlı göz komplikasyonları arasında
sayılabilir. En önemli komplikasyon ise, diabet sürecinin
uzaması ve düzensiz kan şekeri seviyeleri ile orantılı
olarak göz dibinde retina adını verdiğimiz görme tabakasında
kanamalar ödem ve yeni damarlanmalar ile seyreden diabet
retionopatisidir. Bu hastalıkta görme merkezinin kanama ve
ödem ile etkilenmesi ile hastanın görmesi giderek azalır.
Yeni damarların çatlaması ise büyük göz içi kanamalarına ve
gözün kaybına sebep olabilir.
Şeker hastalığının iyi kontrol edilmesi, birlikte olabilen
yüksek kol tansiyonunun ve böbrek bozukluğunun tedavisi, bu
komplikasyonunun oluşması veya ilerlemesi üzerinde
etkilidir.
Hastalık oluşmuşsa en önemli tedavi yöntemi; göz
anjiografisi adı verilen göz dibi damarlarının özel
fotoğraflarını aldıktan sonra uygulanan lazer tedavisidir.
Lazer fotokoagülasyon adını verdiğimiz bu yöntem özellikle
çok ilerlememiş durumlarda görmenin korunmasını %70-80
oranında sağlamaktadır. Ancak çok ilerlemiş durumlarda
vitrektomi adı verilen özel aletlerle yapılan ameliyat,
birçok göz için kurtarıcı olmaktadır. Bir diabet hastasının
3-6 aylık aralarla muntazam bir şekilde göz kontrolü
yaptırması, bu komplikasyonun henüz başlangıç durumlarda
teşhisini sağlamakta tedavide başarı şansıda o derece yüksek
olmaktadır.
YÜKSEK KOL TANSİYONU DAMAR SERTLİĞİ
Yüksek kol tansiyonu ve sıklıkla birlikte mevcut olan damar
sertliği bütün vücut damarlarını bu arada göz damarlarını da
etkilemektedir. Yüksek kol tansiyonuna bağlı göz dibi
kanamaları, damar tıkanmaları, görme kaybı ile
sonuçlanabilir. Yine bu hastalarda görme sinirini besleyen
damarların tıkanması da bir körlük nedenidir.
Bu hastaların kol tansiyonlarını düzenli takip etmeleri,
rutin kan muayenelerini düzenli yaptırmaları, diyet ve spora
önem vermeleri iç hastalıkları uzmanının kontrolünde
olmaları bu gibi komplikasyonların oluşmasını önleyecektir.
Bu gibi hastaların periyodik göz kontrollerini yaptırmaları
gereklidir. Göz hekimi, göz damarlarının durumu hakkında
bilgi vereceği gibi herhangi bir komplikasyon oluştuğunda
gerekli tedbirlerin alınmasını sağlayacaktır.
GÖRME TABAKASI VE SİNİRİNİ ETKİLEYEN
DEJENARATİF-İLTİHABİ HASTALIKLAR
Bu grup hastalıkta bilinen veya bilinmeyen bir sebeple,
görme tabakası, görme merkezi veya siniri bozulabilmekte ve
körlüğe neden olabilmektedir. Bu gibi bozukluklarda sebebe
veya hastalığın durumuna göre ilaç veya lazer tedavileri ile
görmenin kazanılmasına veya korunmasına yardımcı olmaktadır.
GÖZ TANSİYONU (GLOKOM)
Glokomun en yaygın şekli olan açık-açılı glokom sinsi
başlayan ve yavaş gelişen bir hastalıktır.
Glokomun bu tipi kolaylıkla kontrol altında tutulabildiği
halde, genellikle, tamiri mümkün olmayan görüş kaybı
oluşturduktan sonra, teşhis edilir.
Açık açılı glokom, gözün içinde mevcut olan sıvının artışına
bağlı basıncın, optik siniri oluşturan hassas lifleri harap
etmesine bağlanır. Genellikle belirli semptomları olmadığı
ve aşamalı olarak gelişip, görüşü kademeli olarak
etkilendiğinden glokom çabuk teşhis edilemez. Tedavi
uygulanmadığı durumlarda, optik sinir bozulmaya ve sonuç
olarak görüş alanı daralmaya başlar. Maalesef bir çok insan,
görüş alanı daralıncaya kadar, görüşmelerdeki kademeli kaybı
fark etmez, optik sinir harabiyeti durdurulmadığı takdirde,
glokom tünel görüşe neden olur ve sonuç körlüğe varır.
Glokomdan doğan körlük tedavi edilemez.
Kırk yaşı aşkın her kişi açık-açılı glokom şüphesi ile karşı
karşıyadır. Özellikle ailesinde Glokom hikayesi olan kişiler
bu hastalığa adaydır.
Glokomun diğer çeşitleri açık-açılı glokom kadar sık
görülmez. Açı kapanması glokomu ciddi ağrı, bulantı, göz
kızarması ve bulanıklığa neden olur. Tıbbi müdahalenin
gecikmesi halinde bir iki gün içerisinde körlüğe sebep
olabilir.
İkinci dereceden glokomları; geçirilmiş ameliyat sonrası
ilerlemiş katarak, yara tümör veya göz iltihapları gibi
diğer etkenlerden oluşabilir.
Ciddi önem taşıyan neovascular glokom diabete ve diğer göz
dibi damar hastalıklarına bağlı olarak çıkabilir.
Glokom hastalığında göz tansiyonunun düşürücü ilaçlar,
lazer, ameliyat gibi tedavi yöntemleri mevcuttur. Amaç, göz
tansiyonunu düşürerek görme sinirinin ve görme alanının
bozulmasına engel olmaktadır.
KATARAKT
Görme azlığına neden olabilecek bir başka hastalık ise
katarakt veya beyaz su delinen göz merceğinin
keşifleşmesidir. Kataraktlar doğuştan olabilirler veya ileri
yaşlarda ortaya çıkabilirler. Bazen de göze bir darbe
neticesinde çok kısa sürede gelişebilirler. Gözde geçirilmiş
hastalıkların sonucunda veya diabet gibi sistemik bir
hastalığa bağlı olarak gelişebilirler. İlaçla herhangi bir
tedavisi olmayan bu hastalığın çözümü cerrahi yöntemle olur.
Günümüzde katarakt cerrahisi en yüksek başarıya sahip olan
ameliyattır. Hasta ameliyet sonrasında gözlük veya kontakt
lens takar, ancak modern cerrahi yöntemlerde gözün içine
perde alındıktan sonra yeni yapay bir lens yerleştirilir.
Sonuçlar yüz güldürücüdür.
Gene ameliyat ile tedavisi gerçekleştirilmesi gereken bir
hastalık retina dekolmanı adı verilen görme tabakalarının
yırtılarak birbirinden ayrılmasıdır. Bu hastalıkta kişi
görme alanının bir mölümünün karanlık bir duvar ile kaplı
olduğunu görür. Bu durumda kişi hemen bir göz hekimine
başvurmalıdır ve birkaç gün içinde ameliyat edilmelidir. Çok
uzun bir vakit kaybı ameliyatında başarısını düşürecektir.
Ülkemizde körlüğün önemli nedenlerinden bir tanesi Behçet
Hastalığıdır. Bu hastalık gözde nüksler ile seyreden
iltihaplar yapmaktadır. Tecrübeli bir merkezin takibi
altında tedavi edilen hastalarda görme bozukluğu en alt
seviyelerde tutulabilir. Gözün haricinde ağızda aftlar ve
cinsel bölgede yaralar ile kendini gösteren bu hastalık
tedavi ile tümüyle ortadan kalkmaz ve kişiye, tıpkı şeker
hastalığı gibi ömür boyu arkadaşlık eder. Ancak ilaçlar ile
kontrol altında tutulabilir. Behçet dışı göz iltihapları da
aynı şekilde uzun seyirlidir ve sıkı takip ile ilaç tedavisi
gereklidir.
GÖZ TÜMÖRLERİ
Nadirde olsa gözün kapaklar gibi dış kısımlarında veya göz
içinde gelişebilen tümörler, giderek gözün harap olmasına ve
körlüğe yol açarlar.
Bu Gibi Tümörlerin Tedavisinde Cerrahi Yöntemler
Radyoterapi, Krioterapi (Dondurma yolu ile) Fotokoagülasyon
gibi çeşitli tedavi yolları kullanılmakta ve gözün
kazanılmasına çalışılmaktadır.
GÖZ SAĞLIĞI AÇISINDAN NELERE DİKKAT
ETMELİDİR?
Gözlerimizin sağlığı açısından başta gelen konu düzenli ve
vitamin yönünden zengin beslenme, düzenli uyku ve sağlık
şartlarına dikkat edilmesidir. Işık şartları da önemlidir.
Özellikle okuma, TV seyretme gibi gözün sürekli ve dikkatli
kullanılması durumlarında ne kamaşma yapacak kadar parlak
ışık ne de görmeyi güçleştirecek kadar az ışık olmalıdır.
Işık kaynağı, yazarken sağ elini kullanan kişinin sol omuzu
ve başı üstünden gelmelidir. Parlak güneş ışığının
ültraviyole etkisinden korunmak için güneş gözlükleri
gerekli olduğu gibi değişik ışık kaynaklarına meslek veya
diğer amaçlarla maruz kalabilecek kişilerin koruyucu gözlük
kullanmaları şarttır.
Ayrıca okuma mesafesi (30-40 cm), TV seyretme uzaklığı 3-4
mt’den az olmamalıdır.
Gözlerin periyodik kontrolleri yapılmalı görme ve gözün
sağlıklı olduğu bilinmelidir. Özellikle şeker hastalığı gibi
gözü direkt etkileyen sistemik bir hastalığa sahip kişiler
bu kontrollerini 6 ayda bir mutlaka yaptırmalıdırlar.
Bu şekilde: bu önemli organımızı koruyabilir veya herhangi
bir tehlike karşısında gereken tedbiri alabiliriz.
Prof. Dr. Neşe HATTAT
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Göz Hastalıkları Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi
|
|